15 Nisan 2011 Cuma

Bir garip...

tek bildiğim şu an yazmamam gerektiğim..çünkü çok sinirliyim, dişlerimi sıkmaktan acı çekiyorum o kadar söyliyim..böyle anlarda hep kendime kızıyorum, burda olmasaydın, bu insanlarla muhattap olmak zorunda olmasaydın böyle olmazdı diyorum. Yani sen seçtin, bu mesleği seçtiysen, seçmek zorunda kaldıysan bile sen suçlusun..Kafayı çalıştırsaydın da başka yerde olsaydın diyorum..Pek bir salak oluyor insan lisede, ya da ben öyleydim, ne yapmak istediğime dair oturup 5 dakika bile düşünmezdim, plansızlık üzerine kurulu hayat görüşünle işte şimdi burdasın diyorum. Sen kaşındın, şimdi çek bakalım bu tipleri...İşte böyle söylene söylene çıktım iş yerinden Cuma akşamında..
Görüşmeyeli..hayatım boyunca en uzun süren dietime başladım, çünkü en yüksek kilomdayım..5. gün bugün..Bunun yanında pilatesle yolları ayırdık daha doğrusu ayırmak zorunda kaldık, hocam haftasonu derslerine son verince, ben de en erken 9'da evde olabilince yollarımız ayrılmak durumunda kaldı..Ama hemen bir umut ışığı belirdi ve bizim mahalledeki powerplateci'yi şehir fırsatında görmemle yelkenliyi o yöne çevirmem bir oldu..bir yararı olur mu bilmem..yarın ilk deneme..
Sonra şiir çekti canım..Aylardan Nisan ve dün Orhan Veli'nin doğumgünü olunca da kaçınılmaz oldu bu isteğim..Ve bunu okudum...

"istanbul'da
boğaziçi'nde
bir garip orhan veli'yim
veli'nin oğluyum
târifsiz kederler içindeyim.
urumeli hisarına oturmuşum
oturmuş da bir türkü tutturmuşum
istanbul'un mermer taşları
başıma da konuyor martı kuşları
gözlerimden boşanır hicrân yaşları
edâlım,
senin yüzünden bu hâlim
istanbul'un orta yeri sinema
garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama
el konuşur sevişirmiş, bana ne
sevdâlım
boynuna vebâlim
istanbul'da, boğaziçi'ndeyim
bir garip orhan veli
veli'nin oğlu
tarifsiz kederler içindeyim"

Orhan Veli ile aynı gün doğumlu abim Kırklareli'nde bir ambulansın içinde girerken yeni yaşına, burnunda oğlunun kokusu vardı eminim..
işte böyle..mevsim değişirken, geçen yıldan beri yemyeşil duran bakımsız sardunyamın hayatta kalabilme mücadelesine şapka çıkarıyorum...sağlıcakla kalın, saksıları çalıştırın...

2 Nisan 2011 Cumartesi

karamsar pijamalı Cumartesi

yazamadım ne zamandır, işten, güçten, yoğunluktan değil, kaç kere denedim ama yazamadım...okuyamadım da..böyle dönemlerim oluyor, kör ve dilsiz, bitki gibi yaşıyorum bir süre sonra geçiyor..
görüşmeyeli çocuklar öldürüldü, içim ezildi, kimi üveyanne kurbanı, kimi pedofil sapık..elim gitmedi, küfrümün ardı arkası kesilmedi..elden ne geliyor..
Bu arada an itibariyle dışarıda radyasyon yağıyor, şaka değil, hava durumunda Japonya'dakinin 10000'de 1'i içiniz rahat etsin diyorlar, yani sonuçta radyasyon yağıyor, bu bile normalleştirilip söyleniyor güzel ülkemizde..
Cumartesi, yağmurlu, kahveli...Zaman geçiyor, acımasız zaman..kimsenin gözünün yaşına bakmıyor..
Yazamayalı güzel şeyler de gördüm, Frida Kahlo için gitmiştik fakat Osman Hamdi de oradaydı..Ve ne yalan söyliyim Kahlo'yu sollayıp gözden kayboldu..Kaplumbağa terbiyecisi ve iki müzisyen kız..sersemletiyor insanı..
işte böyle..bir taraf kapkara, bir taraf pembe şeker..ne tarafından tutmalı, ne hissetmeli, gülünce suçlu, gülmeyince ölü hissediyor insan..
ne tarafından tutsan elinde kalıyor..İki resim arasında kaç benzerlik görebiliyorsunuz???...

21 Mart 2011 Pazartesi

tivitçi teyze

öyle garip bir dönemdeyiz ki, 80 çocuklarının kaderi sanırsam, her zaman diliminde tam olamamak...şöyle ki, çocukluğumuz ayrı hem var hem yoklarla, yetişkinliğimiz yine aynı terane ile geçiyor..teknoloji henüz tam gelişemediği için ve biz tam da onunla ne yapmamız gerektiğini bilemediğimizden saçmasapan takılıyoruz.
telefonlarda, bilgisayarlarda hep bir sorunlar çıkıyor, geçmişi de çok uzun olmadığından sinir olup olan bitenle baş etmeye çalışıyoruz..çok karışık mı anlattım durumu bilmiyorum ama 80 bebesi olarak birilerinin ilerde bizimle fena dalga geçeceğini tahmin ediyorum..ve beni çok eğlendiren eylemlerime devam ediyorum..örneğin; geçen akşam bunu seyrettik...Love & Distrust...farklı oyuncuların oynadığı kısa hikayeler..hikayelerin en iyisi James Franco'nun rol aldığı..Hemen tivitır'dan kendisine mesaj atıp tebriklerimi sundum..Bu arada tivitır cidden güzel icat..ilk başlarda pek çözemesem de şimdilerde pek bir eğlenceli ve bilgi alma konusunda rakipsiz..
Yani öyle ki, birgün gelecek torunlarımız bizim neremize süreceğimizi bilemediğimiz yeniliklerle fena işler yapacaklar..Senin ninen bir blogger'mış diyip kötü kahkahalar atacaklar..facebook retro statüsünde bile olamayacak..tivitır belki..

12 Mart 2011 Cumartesi

...

asla başımıza gelmeden anlayamayacağız..insanoğlu yaşamadan hissedemiyor, saniyesinde hayatlar değişiyor, biz balkondan atlayan Türk'e gülüp ayıp ediyoruz..

insandı denen insan Sait Faik...

“ Söz vermiştim kendi kendime. Yazı bile yazmayacaktım.Yazı yazmak ta bir hırstan başka ne idi. Burada namuslu insanların arasında sakin, ölümü bekleyecektim, hırs, hiddet neme gerekti. ?
Yapamadım, koştum tütüncüye, kâğıt kalem aldım.
Oturdum.
Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım. Kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm, öptüm… Yazmazsam Deli Olacaktım.”

bir süreliğine ikiyüzlüyüm..

https://gununkahvesi.wordpress.com/
blogger yasağından dolayı aynı anda wordpress'de de yazacağım..buradan ulaşamayanlar için alternatif..