28 Eylül 2009 Pazartesi

neden bilmem?

bloguma seri birşeyler yazmalarım hep işyerindeyken oluyor..şu anda olduğu gibi:) psikoloji denen şey işte budur:)
neyse bu aralar şişmanla yaptığımız tatil planları beni motive etmeye yetiyor da artıyor bile..iş yerinin sıkıcılığını bile unutturuyor diyebilirim, canım sıkıldığında çıkmayı planladığımız tatili düşünüp gülümseyiveriyorum.
biz bu çarkın sıkkın dişlileri, zavallılar bizi..ne acı ki tatil için yaşıyoruz sanırım:( yine de yaşasın tatil:)yaşasın pozitivist düşünce..

27 Eylül 2009 Pazar

yemek kitabı arayanlara..


birkaç farklı kişiden duyduğum ve yemek konusunda çeşit sıkıntısı çektiğimden ne zamandır almak istediğim kitabımı dün edindin.Gönül Candaş'ın Bereketli Olsun'ununu herkese tavsiye ediyorum.Kısa ve anlaşılır ve hiçbirimizin yabancı olmadığı tarifleri vermiş.


Yeni evlenenlere tavsiye edilir..

26 Eylül 2009 Cumartesi

günün kahveleri artık evde..

starbucks house filtre kahve + sıcak süt + french press ...bunları edindiğinizde ve becerikli ellerde yoğurulduğunda günün her saati kahveniz sizinle:)

9 Eylül 2009 Çarşamba

balayından akılda kalanlar..

malum evlendim, akabinde de balayı merasimini gerçekleştirdik.Paris - Amsterdam arasında geçen balayımızdan akılda kalanları, olur da yolunuz düşerse diye aktarıveriyorum:)

İlk durağımız Paris; (gezi programı repliği :)

tabi ki Eyfel:

tam bir kabustu..gece ışıklarla daha güzel olur diye akşam saatlerinde gittiğimiz Eyfel'den Fransızlar'ın yabancılara yaptığı turistik işkence olduğuna karar vererek ayrıldık.Saat 9 sularında bilet sırasında başladığımız sırada durma eylemlerimiz gece 12 de Eyfel'in merdivenlerini koşarak kaçarcasına inmemizle son buldu.Her katında asansör sırası bekliyorsunuz ve kesinlikle düzen diye birşey yok.İtiraf etmek gerekirse ışıklı bir şehir görüp iniyorsunuz, çok ta bir cazibesi yok en tepeye çıkmanın, yorgunluğunuz yanınıza kar kalıyor.

Laduree:

Paris'in 1800'lü yıllardan kalma meşhur pastanesi.Paris'te birkaç farklı yerde rastladığımız tatlı yeşil görüntüsü ve kalabalığıyla merak edip girdiğimiz ve her renk makaronlarından (doğru yazdığımdan emin değilim:) alarak yolumuza devam ettiğimiz pasta cenneti.Ağızda eriyen bu tatlı şeylere bayıldık.

Beyaz dönme dolap:

Louvre'a yakın olan meydanda (adını hatırlayamıyorum) ki zaten çoğu yerden de görülebiliyor, hayatımda gördüğüm en büyük dönme dolabı farkediyorum ve şişmana binelim binelim diye tutturuyorum.Kocaman bembeyaz bir dönmedolap bu.Eyfel'e çıkmanıza hiç gerek yok, dönmedolap sayesinde Paris manzarasını yaklaşık 5 dakika dönerek izleyebiliyorsunuz.

Uykum geldi:) Devam edeceğim..

7 Eylül 2009 Pazartesi

Gidebilenler..


bu başlığı araştırdım google'da..yapabilenler var çünkü biliyorum..nasıl yaptılar, nasıl bu saçma koşuşturmacadan kendilerini çekip alabildiler? ipuçları aradım ama ilk bakışta bulamadım herhangi birşey..sırf para kazanabilmek için bütün bu yapaylığa hergün katlanmak zorunda mı insan?
ben hiçbirşeyin başkanı olmak istemiyorum, aslında birşeylerin başında olmak gibi bir derdim de yok.Tek istediğim sabah uyanmalarında hevesle birşeyler yapıyor olabilmek ve yapacaksam da gerçek birşeyler, yararımın dokunacağı birşeyler yapmak istiyorum.
Geçen şişmanla konuşuyoruz, önümüzdeki 5 yıllık planımızı yapmalıyız bir an evvel, ben 10 yıl sonra birkaç title yükselmiş ama bunun karşılığında hayatımın 10 yılını satmış olarak bulmak istemiyorum kendimi..