8 Ocak 2013 Salı

çirkinlemeler


benim için çocukluk Artvin'dir.. 3-9 yaş arası Artvindeydik. Kışları pek iddialı olurdu, her kış 1 metreden fazla kar yağardı. Küçüktüm hatırlıyorum kafamı kaldırınca hizamdaki şeyi göremezdim, boyumdan büyük yağardı. Deli gibi zevkliydi karda oynamak, donumuza kadar ıslanırdık, dudaklarımız soğuktan mosmor olurdu. Çocukluk ne güzel şeydi..ilerisini gerisini düşünmeden çocuk olmak.
Şimdi İstanbul'a 2 gram kar yağsa okullar tatil, herkes pek bir hararetli..aslında o kadar curcunaya gerek yok, yurdun nerelerine neler yağıyor diyesim geliyor, dedim gitti. Türkiye'de İstanbul'u fazla şımartıyorlar bence.

********************

bugün düşündüm de belki de insanoğlundan çok şey umuyoruz, yani belki diyorum kapasite bu, dairenin çapı bu..daha fazlası istese de olmuyor, çapından büyük işler mümkün olamıyor.
sabah 6'da başlıyor hayat bizim evde, her sabah haberleri seyrediyorum da, insanoğlu ne aşağılık diye geçiriyorum aklımdan her seferinde, sonra bu sabah, belki de normali bu dedim..yani bir kısım pislik yaratılmış, istese de temizlenemiyor, isteyecek akıl da yok.

********************

bir de insan ilişkileri ne zor..ben ki dokunsan asosyal olacağım, o kadar yakın ve istekliyim o mevkiye..(sosyal medyayı bu kadar severken asosyallik-nemrutluk-tosarmaya tosarma dememem de pek bir tezat) ben zaten hep böyleydim hep bir tutarsızlık..kafa karışık.
ne diyordum insan ilişkileri, pek bir kasmak gerekiyor ya, karşındakinin hisleri, aman üzülmesin, ne der ne yapar falan filan.çok yorucu..az insan yoktur, çok yorgunluk vardır..

********************

bugün deprem oldu İstanbul'da. sarsılarak uyandım uykumdan, lambaya baktım, o da benim gibi sallanıyor. aptal anımızda yakalayack bizi ölüm, gaddarsa sırıtacak, gaddarca sırıtacak sinirlenemeyeceğiz bile, o kadar kafamız çalışmayacak.

7 Ocak 2013 Pazartesi

görüşmeyeli..


Bu işin kaymağını yemeye başladım. Kaan bugün itibariyla 4, 5 aylık oldu. Artık beni fazlasıyla tanıyor, gülücükler hatta kahkahalar atıyor, yokluğumda beni arıyor, küçük küçük oyunlar oynamaya bile başladık. Şimdiden onunla nerdeyse her haftasonu İstanbul'da turluyoruz soğuk moğuk demeden. Cumartesi hayatında ilk kez vapura bindi:) Kadıköy'den Karaköy'e gitti ve geri döndü:) Şaşkın şaşkın denize, insanlara, martılara baktı..sağolsun uyumlu bir bebek, neyse bunlar gezmek istiyor diye olgunluk gösteriyor biz kullarına.
Hayatımın %95'ini kapladığından (kalanında da hayatta kalabilmek için yemek yiyip, uyumaya çalışıyorum) onun dışında pek te yazabileceğim şeyler olmuyor bu sıralar..Öyle büyük bir yenilik ki herşeyiyle, odak noktası olmayacak gibi değil.. Mesela bugün ilk kez kar gördü. Şaşkın şaşkın o kara ben ona baktım..
Kaan dışında birşeylerden bahsetmek gerekirse çok izlemek istediğim film sinemalarda ama gitmem mümkün değil.. bari siz izleyin Haneke'nin Amour'unu..gerçi İstanbul'da sadece 3 sinemada oynuyormuş..
Bunun dışında yukarıdaki gruptaki kızın sesini çok beğeniyorum bu aralar, bu şarkıları da pek güzel.

Aslında yazacak çok şey var ama dediğim gibi hepsi Kaan'la ilgili, blog bir anda ben nasıl anne oldum bloglarına dönmesin diye yazasım gelmiyor, zaten yaşaması daha zevkli..

İşe dönmeye az kaldı..Farklı, madden ve manen yorucu geçecek yeni bir dönem başlayacak..Dönem koşturma dönemi, bir gün gelecek (yani gelecek biliyorum, şiddetle inanıyorum) günleri bilmeyeceğim, bir önemi olmayacak saatlerin, o kadar zamandan bağımsız olacağım, olacağız, tek hayalim bu..Sadece sevdiğim için birşeyler yapacağım, zorunda olmak diye birşey olmayacak..olabilir mi?
Bu arada 2012 gülümseyerek uzaklaştı, oğlumun doğum yılı olduğundan hep hayatımızda olacak bir sene..Hızlı ve güzeldi..Hamilelik, doğum, bebekle ilk aylar şeklinde geçti, gitti...

Bu arada 1 seneyi aşkın zamandır sigara içmiyorum, içesim de gelmiyor hiç. Sigarayla da vedalaşmış oldum 2012'de. Ne zamandır yazmadığımdan bilinçsiz karalamalara dönüşmeden bu yazıyı bitireyim.görüşürüz..umarım bir öncekinden daha kısa zamanda.

12 Aralık 2012 Çarşamba

anne, ben geldim

tam da bu an, bu anı unutmamak için bu satırları yazmalıyım.
annem kedi gibi koltukta uyuyakalmış, oğlum çoktan tatlı rüyalar aleminde ve babam her zamanki gibi evin içinde birşeyler arıyor..akşam yemeği sonrası bir tatlı huzur..
Giresun'dayım..saklayamayacağım, annemin yardımına ihtiyacım var. yorulduğumu benden önce farkedip, git sen biraz dinlen diyecek, beni benden çok düşünecek o kalbe ihtiyaç duyduğumdan burdayım..biraz şımarıp evime döneceğim..
Karadeniz pek bir tanıdık, yağmurlu, serin..
ve benim evim her zaman sımsıcak..

23 Kasım 2012 Cuma

sen


şimdi sen uzaktasın ya, seni özlemek hiç istemediğim cinsten...bilmediğim, tanışmak ta istemediğim..
sanma ki seni artık en çok sevmiyorum..32 parlayan incimsin sen benim, sıcacık ve hep içten..
Ozanım, güzelim, birtanem..

14 Kasım 2012 Çarşamba

Orhan baba, büyüksün baba!

Kimse duymadan ölmeliyim
Ağzımın kenarında
Bir parça kan bulunmalı.
Beni tanımayanlar
"Mutlak birini seviyordu" demeliler,
Tanıyanlarsa "Zavallı, demeli,
Çok sefalet çekti.."
Fakat hakiki sebep
Bunlardan hiçbirisi olmamalı.

***********************

Bugün ölmüş yarım asırdan fazla zaman önce, yazdıkları sık sık her okuduğumda beni şaşırtır..büyük şair, garibim Orhanım..

13 Kasım 2012 Salı

life is life


geldim gidiyorum, bir de üstüne anne oldum..bir de benden duyun; annelik büyük olay, acabalarınız varsa girişmeyin, hayat boyu yere bırakamayacağınız sağlam bir taş sırtlıyorsunuz ona göre.

yaş geldi çattı 32'ye..hayat nasıl da şekillendiriyor, daha dün akıl bir karış havada, sorumsuzca konuşup, sorumsuzca davranıyordum, kavakyellerinden sersemliyordum. Ondan önceki gün aklım fikrim oyunda, haylazlıkta, şımarıklıktaydı...bugüne bakıyorum, aslında geçmiş günlerde aklımı meşgul eden tüm hislerim hala benimle, bir de üstüne yeni şeyler ekleniyor..insan eklenerek giden cinsten, belki de yaşlılık ta bu yüzden..gitgide ağırlaşıyorsunuz, hisler, anılar, sözler, gözler..bir nokta da ne vücut taşıyabiliyor, ne ruh..giderken samimi bir tebessüm bırakabilmek en iyisi..ama hayat hep özlenir be, ne olursa olsun..bilinmezlik bizi arkaya baktıran.
tüm bunların yanında yaş aldıkça devir daim meselesi size de dokunuyor. anne, baba, teyze, dayı ufaktan hastalanmaya başlıyor. kanıksamak mümkün değil bazılarını. geride eksik kalacağını bildiğin kişilerin hayatından çıkacak olduğunu da bilmek bu döngünün en can yakıcı tarafı..el kol bağlı..dil bağlı..
akşam akşam yalnızlıktan mıdır, müzikten midir nedir..neyse siz boşverin...bilinmeyenin bir değeri olmayan, sonuçlanmayacak bir denklem bu biz küçük insancıklar için..gözümün önünde hergün büyüyen bir canlıyı görmek hayatla, zamanla yaptığımız maçtan çoktan mağlup ayrıldığımızı gösteriyor hergün, hergün..iyi akşamlar

6 Kasım 2012 Salı

2.45.07


Fotoda gördüğünüz geçtiğimiz sene katıldığım Avrasya maratonundaki derecem..Finish çizgisini fotoğraf çekerek geçerek de Türklüğümü kanıtlamış oldum:)

Hayatımda yaşadığım en absürt ve komik olaylardan birini o gün yaşadım.1 yıldır yazmam lazım bu olayı diyorum ama kısmet bu sakin Salı sabahınaymış. Kulaklarımda dün akşam izlediğimiz Mamutun soundtrack'lerinden the greatest..

Geçen sene şişmanla Avrasya maratonuna katılalım dedik. Asıl isteğimiz köprüyü yürüyerek geçebilmekti, hepsi bu.. Başvuruları internet üzerinden yaptık ve maratonda giyeceğimiz tişörtleri almaya gittik..ve yağmurlu bir Pazar sabahı köprünün Anadolu yakasındaki başlangıç noktasındaydık..Sultanahmet meydanında bitiyordu maraton. Başlangıç noktasında bir adam bana yanlış yerde durduğumu 15 km'lik maraton (yani asıl olan, Kenyalı arkadaşların katıldığı) yerinde durmam gerektiğini söyledi, meğer başvuru yaparken yanlışlık yapmışım, kendimi profesyonellerin katıldığı kısma kaydettirmişim..o an neden şişmanla benim tişörtlerimizin farklı renklerde olduğunu anladık:) ben kırmızı o mavi..cinsiyete bağlamıştım ama sebebi bu değilmiş..ben öylesine katıldım deyip değiştirmedim start'ta durduğum yeri.
Neyse efendim, gayet aheste aheste tadını çıkara çıkara Sultanahmet meydanına yaklaştık, hatta bir ara yol üstündeki Starbucks'a bile uğradık..Son 20 metrede maratonda olduğumuzu tekrar hatırlayıp, ambiyansa uyalım bari dedik, finish çizgisini koşarak geçelim:) başladık koşmaya..yolun iki yakasındakiler alkışlıyor falan biz iyice gaza geliyoruz, etrafa bakmadan koşuyoruz ve çizgiyi geçtik.

Geçer geçmez benim etrafımda 2-3 adam belirdi, kollarımdan tuttukları gibi bir çadıra soktular.. Çadırda 2 Kenyalı abla, bir de ben..benim üstümde üşürüm korkusu ile eşofman, sweatshirt, bere falan, kızlar şort atletli...bana bir ilgi alaka..nasılsınız, kendinizi nasıl hissediyorsunuz, buyrun dinlenin..hemen elime bir muz verdiler, bisküvi falan verdiler. birşeylerin yanlış gittiğini anladım ama bu anlattıklarım saniyelik olaylar..şaşkın şaşkın bakıyorum..şişman da arkamdan çadıra girmiş, bana bakıp sırıtıyor. kısa kesiyim; ben yanlışlıkla maratona kayıt yaptırıp kırmızı tişörtü giymiştim ya...meğer maratonda dereceye girip 3. olmuşum:))) maraton 15 km, tabi biz asıl parkuru yapmayıp kısa yoldan finish'e geldiğimizden kaynaklanmış bu olay, bir de benim yanlış tişörtten..ödül töreni olacak falan diyorlar..bana eşofman takım hediye ediyorlar, isterseniz kürsüde bunu giyin falan diyorlar..biz sessiz kalıp anın tadını çıkarıyoruz..5.000 TL de para ödülü olduğunu öğrenince daha fazla bu cümbüşü devam ettiremeyip "bir yanlışlık var sanırım" dedim..zaten bileğimdeki elektronik aletten de durum anlaşılırdı ya neyse..
birkaç dakikalığına kazanan hissi süperdi ve çok heyecanlıydı. Olay da acayip komikti..bir de benden verdikleri bisküvileri geri istediler, zaten duygularımla oynadınız vermem dedim:) muzu bisküviyi mideye indirip güle eğlene boynumuzda sembolik madalyonlarımızla pek bir gururla eve döndük:)